Üniversite hastanesi klinik psikologu Emine Akın Aytop, bayramların bireyleri ortak değerler etrafında bir araya getirerek toplumsal bağları güçlendiren ve kültürel mirasın nesilden nesile aktarılmasına katkı sağlayan özel zamanlar olduğunu belirtti. Çocuk gelişimi açısından, çocukların erken yaşlarda gözlem ve model alma yoluyla öğrendiğini vurgulayan Aytop, bayramların sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma temelli ilişkilerin somut hale geldiği önemli sosyal alanlar olduğunu ifade etti. Aile bireylerinin bayramlaşması, çocukların büyüklerinin elini öpüp bayram harçlığı alması, ailece yapılan kahvaltılar ve akraba ziyaretleri; çocuğun kendisini ailesine ve kültürüne ait hissetmesini destekleyen sosyal yaşantılar arasında yer alıyor.

Geleneklerin çocukluk döneminde öğrenilmesinin önemli olduğunu aktaran Aytop, geleneklerin bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırdığını ve toplumsal düzenin sürdürülmesine katkı sağladığını vurguladı. Tekrarlayan aile rituelleri ve kültürel uygulamalar, çocuğun yaşamı daha düzenli ve öngörülebilir algılamasına katkı sağlarken, bu öngörülebilirlik çocuğun duygusal güvenlik geliştirmesini destekliyor.

Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğreniyor. Bu süreçte ebeveynler ve aile büyükleri güçlü sosyal modeller olarak işlev görecek, çocuğun gelişim düzeyine uygun ev içi sorumluluklara katılması önemli. Sofra hazırlığına yardım etme ve günlük rutinleri birlikte yürütme gibi deneyimler sorumluluk bilincinin gelişmesini desteklerken, aynı zamanda işbirliği yapma ve aidiyet geliştirme becerilerine katkı sağlıyor.

Dijitalleşmenin arttığı günümüzde bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimlerinden biri. Aile bireyleriyle fiziksel bir araya gelme, ziyaretleşme ve birlikte zaman geçirme, çocukların sosyal etkileşim repertuvarını zenginleştiriyor. Ebeveynlerin bayram kültürünü aktarırken en etkili yaklaşım, yaşantısal deneyimi merkeze alan bir tutumdur. Çocuklar değerleri ve kültürel rituelleri çoğunlukla gözlem ve tekrar eden deneyimler yoluyla öğrenirken, anlatım bu yaşantıyı anlamlandıran tamamlayıcı bir unsur olarak işlev görüyor.