Güncel bilimsel araştırmalar, doğayla iç içe ve biyolojik ritme uygun bir yaşamın kronik stres yükünü dramatik ölçüde azalttığını gösteriyor. Yavaş şehirlerde yaşayan bireylerdeki stres hormonu kortizol seviyeleri dengelenirken, vücudun sakinleşme mekanizması aktifleşiyor ve enflamasyon belirtileri azalıyor.

Hızlı şehir yaşamı ise hormonal bir tuzak oluşturuyor. Sürekli bir yere yetişme çabası, kronik trafik, gürültü ve ışık kirliliği nedeniyle yükselen stres hormonları kan şekerinin dalgalanmasına, uyku kalitesinin bozulmasına ve bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden oluyor. Bu durum obezite, tip 2 diyabet, otoimmün hastalıklar ve tükenmişlik sendromu riskini artırıyor.

Yaşam tarzı tıbbının temelini oluşturan beslenme, hareket, uyku, stres yönetimi, sosyal bağlar ve zararlı maddelerden uzak durma yavaş şehir felsefesinde doğal bir yaşam pratiği olarak insana geri veriliyor. Metropol yaşayanlar için de sabah-öğlen ışığından faydalanmak, yerel ve mevsimsel gıdalara yönelmek, günlük hayatın akışında yürüyüş yapmak ve biyolojik ritmi korumak öneriliyor. Türkiye'de Seferihisar, Gökçeada, Güdül ve Halfeti gibi yavaş şehir örnekleri bulunuyor.