1751'de Sultan I. Mahmud tarafından inşa ettirilen Kandilli Camii, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu'nun denetiminde yapılan yaklaşık iki yıllık kapsamlı restorasyonun ardından Kurban Bayramı'nda ibadete açıldı. İstanbul Boğazı'nın kıyı hattında yer alan yapı, orijinal çinileri, çıtakariye tavan süslemeleri, kalemişleri ve detaylarında kullanılan geleneksel tekniklerle yenilenerek dört asırlık hafızasını geleceğe taşımaya başladı.
Restorasyonda, mihrap çinilerindeki eksik karolar 1600'lü yılların geleneksel üretim tekniklerine uygun olarak yeniden üretildi. Tekfur Sarayı üretimi olduğu belirtilen ve 18. yüzyıl Osmanlı çini üslubunu yansıtan mihrap çinileri, kalemişi tamamlama uygulamalarıyla onarıldı. Minare alemleri ile minber üzerindeki bakır bölümlere geleneksel yöntemlerle altın varak uygulaması yapıldı. Hat yazıları hattatlar Davut Bektaş ve Ali Toy tarafından hazırlandı.
Restorasyon süreci kapsamında çıtakariye tavan restorasyonu üç ay, kalemişi raspası iki ay, sıva restorasyonu 75 gün sürdü. Caminin kapı tokmağında semtin adına göndermeler yapılarak, müsenna besmeleler ve selvi ağacını andıran üç kandil motifi kullanıldı. Bu tasarım, Osmanlı döneminde Kandilli'nin selvi ağaçlarına asılan ve denizden geçen kayıklara yol gösteren kandillerden esinlenilmiştir.
Cami avlusunda işgaller kaldırılarak çevre duvarıyla güvenliği sağlandı. Eksik olan abdesthane ve şadırvan da avluda inşa edildi. Boğazıçi'nin manevi dokusuna kazandırılan bu tarihî yapı, Istanbul halkının ziyaretlerine açık hale gelmiştir.