COP31 Öncesinde Gıda Sistemleri Tartışması
COP31 İklim Zirvesi'nin başlamasına günler kalmış olsa da, iklim kriziyle birlikte derinleşen gıda krizi tartışmalarında temel bir bakış açısı eksik kalmakta. Çoğu zaman aşırı hava olaylarının tarımsal rekolteyi nasıl etkilediğine odaklanılırken, gıda sisteminin bütüncül boyutu ve gıda adaleti göz ardı edilmekte.
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, iklim krizine karşı mücadele ve uyum süreçlerinin, gıda sistemlerinin radikal bir şekilde dönüştürülmesinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyor.
Gıda Sisteminin Iklim Maliyeti
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Altıncı Değerlendirme Raporu'nun verilerine göre gıda sistemleri küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 21-37'sinden sorumlu bulunmaktadır.
Bu kapsamda gıda sistemleri;
- Tarımsal üretim ve çiftlik içi faaliyetleri
- Tarımla bağlantılı arazi kullanımı
- Depolama, işleme, taşıma ve perakende faaliyetlerini
içermektedir. Dolayısıyla endüstriyel gıda zinciri, gezegenin üzerindeki iklim baskısının en büyük etkenleri arasında yer almaktadır.
Buğday Derneği'ne göre gıda sistemleri, iklim değişikliğinin hem faili hem de mağduru konumundadır. Bu nedenle gıda sistemlerinin çift yönlü bakış açısıyla yeniden ele alınması gerekmektedir.
Çözüm: Agroekolojik Dönüşüm
Dernek, doğa dostu üretim yöntemlerini, adil paylaşım ağlarını ve üretici bilincini merkeze alan agroekolojik dönüşümün artık bir alternatif değil, gezegenin ve geleceğin için bir zorunluluk olduğunu belirtiyor.
Tarından çatala gıdanın kat ettiği yolun baştan sona doğanın döngüleriyle uyumlu hale getirilmesi, iklim değişikliğine dirençli gıda sistemleri kurulmasını mümkün kılabilir.
Agroekoloji, dünyanın dört bir yanında milyonlarca üreticinin uyguladığı, dış girdiye bağımlı olmadan, atık üretmeden, adil ve sağlıklı gıda sunan bir sistemdir.
Politika Değişikliğine Çağrı
Buğday Derneği, gıdayı ticari bir meta değil, temel bir hak olarak gören ve doğayla kurduğumuz ilişkinin özü olarak kabul eden acil bir politika değişikliğine çağırıyor.
Doğru planlama, kamusal irade ve üretimden tüketime uzanan zincirdeki tüm paydaşların işbirliğiyle 5 ila 10 yıl içerisinde ekolojik, adil ve sürdürülebilir gıda sistemlerine geçişin mümkün olduğunu vurgulanmaktadır.






