Hakikat teriminin "doğru, gerçek, bir şeyi gerçekleştirmek" gibi anlamlara gelen "hak" kelimesinden türetildiğini belirten Prof. Dr. Reşat Öngören, tasavvufta bu terimin "göründenin ardındaki örtülü ve gizli mâna, dini hayatın en yüksek seviyede yaşanarak ilâhî sırlara âşinâlık" gibi anlamlar ifade ettiğini açıkladı. "Hakikatler hakikati" denildiğinde bütün hakikatleri kendisinde toplayan Cenâb-ı Hakk'ın zâtı kastedilir.

Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Mûsâ'nın Hak'la konuşması ve hakikatle buluşması öncesi Sînâ dağında yalnız başına kırk gece hazırlık yaptığı, Peygamber Efendimizin ise vahiy öncesi Hıra mağarasında üç sene boyunca belli aralıklarla mânevî arınma yaşadığı bildirilmektedir. Kalbin birtakım hakikatlere ulaşması için her türlü kirlilikten ve gereksiz ilgilerden arınarak olgunlaşması gerektiğini vurgulayan Prof. Öngören, bunun için fizikî ve daha sonra mânevî yalnızlığın şart olduğunu belirtmiştir.

Yalnızlığın hakikate ulaşmadaki etkisinin dünya hayatında en güzel örneğinin rüyalar olduğunu söyleyen Prof. Öngören, uyku sırasında insanın dış dünya ile teması kesildiğinde, bedenin etkisinden kurtulan rûhun hakikatle buluşabilmesinin önü açıldığını ifade etti. Dünya hayatını "uyku" olarak tanımlayan bir hadis-i şerife atıfta bulunarak, kalbi maddi ve mânevî yalnızlık ile lüzumsuz ilgilerden arındıran kişilerin ölmeden önce metafizik boyuta ağmayı başarabildiklerini vurgulamıştır.