Tekno güzellik lideri L'Oréal Türkiye, sürdürülebilir dönüşümün temelini yeşil bilimler, döngüsel ekonomi istikrarı ve bütüncül ekosistem yaklaşımı üzerine kuruyor. Şirket, 2030 yılına kadar ürün içeriklerinin yüzde 95'ini biyo-bazlı kaynaklardan, bol bulunan minerallerden veya döngüsel süreçlerden elde etmeyi hedefliyor. Patentli Pro-Xylane molekülü gibi yeşil kimya prensipleriyle geliştirilen bileşenler, doğal kaynaklar kullanarak çevresel etkiyi en aza indiriyor. Ayrıca Micellar su teknolojisi ve L'Oréal Professionnel GJOSA Water Saver sistemleri sayesinde tüketici evlerinde ve profesyonel salonda su tasarrufu sağlıyor; bu son teknoloji salonlarda durulama esnasında yüzde 69'a varan tasarruf sunuyor.
Şirket geleneksel "al-yap-at" modelini terk ederek "azalt-yeniden doldur-geri dönüştür" yaklaşımını benimsedi. 2030'a kadar saf plastik kullanımını yüzde 50 azaltmayı hedefleyen L'Oréal Türkiye, İstanbul'da lüks ve profesyonel ürünlerin dağıtımını tamamen elektrikli araçlarla gerçekleştirerek yılda 58 ton karbon emisyonunun önüne geçti. Yeniden doldurulabilir çözümler sayesinde plastik ve cam kullanımında yüzde 59 ile 75 arasında azalma sağlarken, ambalaj atıklarını ortalama yüzde 70 seviyesinde düşürüyor.
Şirketin sürdürülebilirlik stratejisi tedarikçileri ve toplumsal paydaşları da kapsıyor. Stratejik tedarikçilerinin 2030'a kadar doğrudan emisyonlarını yüzde 50 azaltmasını hedefleyen L'Oréal, iş ortaklarına eğitim, teknoloji transferi ve bilgi paylaşımı desteği sağlıyor. Tedarik zincirinde engelli bireyler, kadın girişimciler ve KOBİ'leri destekleyen kapsayıcı yaklaşım, Türkiye'de 146 kişinin istihdamına katkı sağladı; bunun yüzde 61'i kadın girişimciler, yüzde 39'u KOBİ'lerden oluşuyor. Küresel ölçekte sosyal fayda projeleriyle 10 milyon kişiye ulaşan L'Oréal, bu projeler sayesinde 5 milyon kadının güçlenmesine doğrudan destek oldu.
