2025 yılının "Aile Yılı" ilan edilmesiyle azalan evlilikler, yükselen evlilik yaşı ve değişen çocuk sahibi olma eğilimleri gündeme geldi. Aile Danışmanı Pınar Baybaşin, tartışmanın yalnızca nicelikle sınırlandırılmaması gerektiğini; aile kurumunun geleceğinin sağlıklı ilişkiler, güven duygusu ve nitelikli iletişim üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Ekonomik koşullar, bireyselleşme ve değişen yaşam biçimleri gençlerin kararlarını etkilese de temel mesele yalnızca "Kaç kişi evleniyor?" değil, "Nasıl evlilikler kuruyoruz?" ve "Çocuklarımız nasıl bir ortamda büyüyor?" sorularına yanıt aramaktır.

Güçlü bir aile, çatışmasız aile değil; önemli olan sorunların nasıl ele alındığıdır. İletişim biçimi, sorumluluk paylaşımı, kişisel sınırlara saygı ve kriz çözme becerisi evliliğin niteliğini belirler. Çocuklar anne babalarının ilişkisini gözlemleyerek büyür; gördükleri iletişim ve çatışma çözme modelleri gelecek yaşamlarını şekillendirir. Bu nedenle ebeveynlik becerileri ve aile ortamının kalitesi, politikaların odağında yer almalıdır.

Baybaşin, evliliğin iki farklı aile kültürünün ve alışkanlığının buluşması olduğunu, köken ailenin yeni kurulan ailenin hayatını yönetmesine izin verilmemesi gerektiğini belirtiyor. Çiftlerin kendi sınırlarını korurken köken aile bağlarını da dengede tutması, çocukların aidiyet duygusu için kritiktir.