Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 400 milyon, Türkiye'de 20 milyon kişinin hipertansiyonla yaşadığı tahmin ediliyor. Kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olan yüksek kan basıncının nedenleri arasında sağlıksız beslenme, genetik yatkınlık, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşam yer alırken, özellikle direnç gösteren hipertansiyonun aldosteron hormonu aşırı salgılayan böbrek üstü bezi tümörlerinden kaynaklanabileceği belirtiliyor.
Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmasına rağmen kan basıncı kontrol altına alınamayan ve potasyum düşüklüğü yaşayan hastaların böbrek üstü bezi kitleler açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Her iki böbreğin hemen üzerinde bulunan böbrek üstü bezleri, kortizol, adrenalin ve aldosteron gibi yaşamsal hormonal işlevler üstleniyor. Böbrek üstü bezinde gelişen iyi huylu bir kitlenin aldosteron hormonunu aşırı miktarda salgılması durumunda böbreklerde sodyum ve su tutulması, buna bağlı olarak potasyum kaybı gelişebiliyor. Bu durum kan basıncının yükselmesine ve hipertansiyona yol açabiliyor.
Doç. Dr. Köstek, aşırı aldosteron salgılayan kitleler için günümüzde çoğunlukla minimal invazif cerrahi yöntemlerin kullanıldığını, operasyon sonrasında kan basıncının normale dönebildiğini veya kullanılan ilaç sayısının önemli ölçüde azaltılabildiğini belirtiyor. Böbrek üstü bezindeki kitleler çoğu zaman belirti vermediği için genellikle fark edilmiyor; bu nedenle hastalara yönelik tanısallamada yüksek tansiyon ile potasyum düşüklüğünün birlikte görülmesi durumunda hormon salgılayan kitlelerin araştırılması önemli bulunuyor.






