Beynin fiziksel acı ile duygusal acıyı tamamen birbirinden ayırmadığını belirten Klinik Psikolog Şule Ataş, aşk acısının psikolojik ve biyolojik yönleri olan bir kayıp süreci olduğunu açıkladı. Romantik bir ilişkide sevilen kişi zamanla hayatın en önemli parçalarından biri haline geldiğinde, ayrılık yaşandığında beyin bunu önemli bir kayıp olarak algılar. Parmak kesildiğinde aktifleşen bazı beyin bölgeleri yoğun duygusal acı yaşandığında da devreye girebilir. Bu nedenle ayrılık sonrası birçok kişi boğazında düğümlenme, mide rahatsızlıkları, uykusuzluk, iştahsızlık ya da fiziksel ağrı hissedebilir.

Yaşanan acının şiddetini belirleyen yalnızca ayrılığın kendisi değildir. Ayrılıktan sonra zihinden geçen düşünceler de bu süreci önemli ölçüde etkiler. "Bir daha mutlu olamayacağım" veya "kimse beni onun kadar sevemeyecek" gibi düşünceler kayıp hissini daha da yoğunlaştırabilir. Eski partneri sosyal medyadan takip etmenin iyileşmeyi geciktirebildiğine dikkat çeken Ataş, alkol, aşırı yeme veya kontrolsüz alışveriş gibi geçici rahatlama sağlayan davranışların sorunu çözmediğini vurguladı.

Ayrılık süreci kişiye ilişkiyi değerlendirme fırsatı sunarken, bu farkındalık her zaman kendiliğinden oluşmaz. Eğer ayrılık süreci yalnızca karşı tarafı suçlayarak veya duygulardan kaçarak geçirilirse, benzer ilişki örüntülerinin tekrar etme riski artabilir. Asıl hedef acıyı hızla yok etmek değil; yaşanan deneyimi anlamlandırarak daha güçlü bir şekilde yoluna devam edebilmektir.